Çalışma Grupları TROD Kurslar English

Gebelik ve Radyasyon


Gebelik ve Radyasyon

 
Yeryüzünde yaşayan tüm canlılar uzaydan gelen kozmik ışınlardan ve yeryüzünde bulunan doğal radyoaktif izotoplardan doğal olarak radyasyon alırlar. Doğal radyasyon yolu ile alınan ortalama yıllık etkin doz 2,4 mSv (absorbe radyasyon doz ünitesi) civarındadır. Bununla birlikte, bazı ülkelerde bu miktar 10 mSv'in üzerindedir. Bu değerler sağlık için gözardı edilebilecek çok düşük düzeylerdir. Doğal radyasyon dışında yapay radyasyona maruz kalmanın insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri özellikle gebelik sözkonusu ise ebeveynlerde merak ve endişe yaratabilmektedir.

Rutin yaşamda sık kullanılan televizyon, bilgisayar ve cep telefonu gibi elektronik cihazlar, mikrodalga fırınlar, havaalanı ve alışveriş merkezi gibi yerlerin girişlerinde tarama yapan radyasyonlu güvenlik cihazları Amerika’da iki ulusal komite tarafından araştırılmıştır (Oak Ridge Associated University Panel -1993 ve National Academy of Science Commitee). Bu cihazların yaydığı iyonize olmayan radyasyona ait üreme riskinin gözardı edilecek düzeyde düşük olduğu bildirilmiştir.

İyonize edici radyasyona en duyarlı hücreler hızlı bölünen ve mitotik fazdaki hücrelerdir. Kanser hücreleri gibi embriyo ve fetüs de hızlı hücre çoğalması, göçü ve farklılaşması içeren dinamik biyosistem içerdiği için radyasyona çok duyarlıdır. Kişisel ve aile öyküsünde özellik olmayan sağlıklı her kadının dahi normal koşullarda %3 gebelik defektleri ve %15 düşük riski ile gebeliğe başladığı akılda tutulmalıdır. Gebelik sırasında radyasyon maruziyetinin bu varolan inisiyal oranlara etkisi incelenmiştir.

Radyasyona gebeliğin hangi evresinde ve ne süreyle maruz kalındığı kadar radyasyonun tipi de önemlidir. Sahip olduğumuz insana ait bilimsel veriler Hiroşima ve Nagasaki’de atom bombasına ve Çernobil faciası gibi nükleer kazaya maruz kalmış bireylere ait bilgilerin toplanması ile elde edilmiştir. Gebelik sırasında medikal gerekliliklerle çekilen röntgen filmleri ve diğer radyolojik tetkiklerin fetüse zarar verip vermeyeceği en çok merak edilen konudur. Gebelik öncesi radyasyona maruz kalma yumurtalık ve sperm fonksiyonlarını bozabileceği gibi, gebelikte radyasyona maruz kalma düşük ile gebeliğin sonlanması veya bebek gelişiminde bozukluğa yol açabilir.

Ultrasonografi (USG) ses dalgaları, magnetik rezonans (MR) ise manyetik alan kullanılarak yapılan görüntüleme yöntemleri olup radyasyon içermedikleri için gebelikte güvenle kullanılabilir. Ancak gebeliğin ilk üç ayında MR tetkiki ile kendiliğinden düşüklerin %30 oranına varabildiğini söyleyen yayınlar vardır.

Röntgen ve tomografi cihazları gibi X ışını kullanarak çekim yapan cihazlarda risk değişir. Embriyo, çoğu tanı koydurucu radyolojik prosedür ile 50mSv ‘den az doz alır. Bu seviyedeki radyasyon maruziyeti düşük ve doğumsal anomali gibi riskleri arttırmaz. Tıbbi dokümanlardan elde edilen bilgilere göre 200mSv üzerinde dozlar ile doğumsal anomali ve düşük riski artar. Amerikan Radyoloji Derneği (ACR) tanı amaçlı yalnızca bir kez uygulanan direkt grafi çekimi ile fetüs ve embriyoda olumsuz bir etki oluşmadığını belirtmiştir. Fetüse zararlı olabilecek toplam radyasyon dozu için sınırın 5 rad (50mGy) olduğu bildirilmiştir. Radyasyon ile çalışan annelerin tüm gebelikleri boyunca almalarına izin verilen en yüksek doz 5mSv‘dir. Çocuk doğurmayı planlayan radyasyon çalışanı kadınlarda ise yıllık biriken doz sınırı 20-30mSv’dir. Gebelik öğrenildikten sonra ise yapılması en uygun olan radyasyon alanlarının dışında çalışmaktır.

Gebelik evrelerine göre riskleri inceleyecek olursak,

·        Döllenmeden sonraki ilk iki hafta veya son adetten sonraki ikinci iki hafta embriyo radyasyonun malformasyon yapıcı etkisine oldukça dirençlidir ancak öldürücü etkisine duyarlıdır. Bu nedenle 50mSv üzeri dozlara maruziyet düşükle sonlanabilir. Bu evrede ya hep ya hiç kuralı işler, öldürücü doz ile etkilenmede düşük olur, olmadıysa bebek sağlıklı şekilde yaşamaya devam eder.

·         Gebeliğin 3-8 haftaları erken embriyonik gelişim dönemi olduğu için en kritik dönemdir. Organ gelişimi olduğu için tanı koydurucu radyolojik tetkikler adet gecikmesi ve gebelik olasılığı olan bireylerde gebelik testi sonrası yapılmalıdır. 200mSv üzerinde doz alınmadıkça doğumsal defekt, gebelik kaybı, büyüme geriliği beklenmez. Bu dozlara maruziyet söz konusu ise gebeliğin terapötik sonlandırılması gündeme gelebilir. Bu dönemde 0.05-0.5Gy arası dozlar eşik doz değeri olarak bildirilmiştir.

·       Gebeliğin 20. haftasından sonra fetüs tam olarak geliştiği için tanı koydurucu radyolojik tetkiklere dirençlidir ve gelişimsel defekt bu haftadan sonra beklenmez. Yine de gereksiz ve tekrarlayan radyolojik tetkikler mecbur kalınmadıkça önerilmemelidir.

Baş, diş, göğüs, boyun, kol ve bacaklar gibi gibi bölgelere yönelik çekimlerde embriyo veya yumurtalıklar etkilenmez. Böbreklere yönelik IVP, bel omurları, batına yönelik direkt grafiler, tomografi ve anjiografi çekimlerinde etkilenme beklenebilir.

Radyasyondan etkilenen bebekte mikrosefali denilen kafa çevresinde küçüklük, zeka geriliği, göz ve görme bozuklukları gelişebilir, karaciğer ve böbrek gelişimi etkilenebilir. Şiddetli zeka geriliğine en duyarlı dönem ise 8-15. haftalar olup alınan her rad başına %0.4 lük oran bildirilmiştir. Gelişme geriliği ve ileri yaşlarda kısırlık oluşabilir. Az miktarda radyasyon bile stokastik etki ile kanser gelişimine neden olabilir. Bu çocuklarda en sık kan kanseri (lösemi) ve tiroid kanserlerinde artış görülür. Atom bombasına maruz kalan çocuklarda doza bağlı olarak kanser görülme oranında 2-3 kat artış saptanmış, anne karnında maruz kalınan her 1 rad radyasyon için 3000’de 1 - 2 artış bildirilmiştir.

Radyoterapi ve gebelik :

Kanser hastası olup radyoterapi gören bireylerin üzerlerinde radyasyon birikmez ve bu hastalar radyoaktif olmaz ve çevrelerindeki kişileri radyasyona maruz bırakmaz. Bu nedenle yakını radyoterapi gören gebelerin bu hastalarla temasında sorun yoktur. Ancak onkolojik hastaların radyoterapi sırasında aldıkları dozlar çok yüksek olduğu için bu hastalara tedavi sırasında gebe kalmaları önerilmez. Pelvik yerleşimli tümörlerde erteleme mümkünse radyoterapi gebelik sonrasına bırakılmalıdır. Ertelemenin sözkonusu olmadığı olgularda terapötik abortus tartışılmalıdır. Pelvis dışı yerleşimli tümörlerde de beklenebiliyorsa radyoterapi gebelik sonrasına bırakılmalı ya da en erken gebeliğin 2. trimesterinin ortasında  tedaviye başlanmalıdır. Çok düşük dozların bile bebekte kanser gelişimi gibi riskleri arttırdığı bilindiği için in vivo dozimetrelerle ölçümler yapılır ve mecbur kalınmadıkça gebelik sırasında radyoterapiye başlanmaz.

Nükleer Tıp ve gebelik:

Tanı veya tedavi amaçlı radyoaktif madde kullanılan bireylerde durum farklıdır, bu bireyler radyoaktif maddenin etkisi geçene kadar hastanelerde özel tecrit odalarında tutulurlar. Bu kullanılan radyoaktif maddelerin eve çıkıldıktan sonra bile çok düşük düzeyde atılımı sözkonusu olabileceği için aile yakınında çocuk ve gebe olanlar tedavi eden hekim ile güvenlik önlemlerini tartışmalıdır. Gebe kadınlara radyoaktif madde kullanılarak tanı ve tedavi yapılmaz.

Site Haritası | Yardım ve Servis | Kanuni Uyarı | Asistan Karnesi
© Tüm hakları Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği'ne aittir, izinsiz alıntı yapılamaz.

AstraZeneca'nın koşulsuz eğitim desteğiyle hazırlanmıştır.