Sayın TROD Üyemiz,
Tıbbi onkoloji ve radyasyon onkolojisi camialarımız arasında ortaya çıkan gereksiz ve üzücü gerginliğin ortadan kaldırılması konusunda detayların tekrar gözden geçirilmesinin yararına inandığımız için, siz değerli üyelerimizi bilgilendirmek istiyoruz.
Bildiğiniz üzere SGK tarafından filgastrim yazmamızı sınırlandıran düzenleme sonrası TROD olarak Danıştay’a başvurduğumuz bir süreç gelişti. Daha önceki yıllarda, bakanlıktan üyelerimiz aleyhine bir karar çıktığında başvurduğumuz bakanlık ve SGK süreçlerinin yıllarca sürüncemede kalması ve sonuçlanmaması gözetilerek bu sefer kararın düzeltilmesi için Danıştay’a başvuruldu. Gözle görülen bir neden olmadan, yaklaşık çeyrek yüzyıldır biz radyasyon onkologlarının kullandığı bu ilaçların kullanımının SGK tarafınca sınırlandırılması, radyasyon onkologlarının günlük pratiğinde sıkıntıya neden oldu. Kemik iliği koloni stimülan faktörleri, radyoterapinin neden olduğu kemik iliği toksisitesine karşı, ilk piyasaya çıktığı yıllardan beri reçete ettiğimiz ilaçlar grubunda olduğu için önemliydi; kemik iliği toksisitesi gelişen ve bazen de acil müdahale gereken bir hastanın, bir tıbbi onkoloji hekimine yönlendirilmesi, sorunun açıklanması, ilacın yazılması ve uygulanması sürecinin çok kolay ve hızlı olmayacağını takdir edersiniz. Bu başvurumuz sonrasında, nedenini anlayamadığımız bir şekilde TTOD davaya müdahil olmak için başvurdu, ayrıca TTOD üyesi tıbbi onkolog bir meslektaşımız da sürece dâhil olmak için dilekçe verdi.
Bizim başvurumuz özetle, tedavimiz sırasında ortaya çıkabilecek bir yan etkiyi yönetebilmek için daha önceden zaten var olan reçetelendirme yetkimizin elimizden alınmasına itiraz ve eski statüye dönebilmekti. Diğer onkoloji paydaşlarımızın yetkisine müdahale ya da engel teşkil edecek bir yanı yoktu; bu nedenle TTOD’nin ve tıbbi onkolog meslektaşımızın müdahalesi bizi çok şaşırttı. Ayrıca, bu dönemde maalesef bu suistimallerin radyasyon onkologları tarafınca yapıldığına dair, tamamen gerçek dışı bazı dezenformasyonlar da çok rahatsız ediciydi. Halbuki dava sürecinde resmi yazışmalarda net olarak, başka bir uzmanlık dalı mensubu hekimin suistimali üzerine, bu uzmanlık dalının reçetelendirme yetkisini sınırlandıracak bir sürecin başlatıldığı, tıbbi onkoloji ve hematoloji bilim dallarına ait bilimsel olarak bir kanıt getirilmeden verilen iki teknik görüşün ise “hematoloji, tıbbi onkoloji, iç hastalıkları veya çocuk hastalıkları” branşları dışında reçetelendirme yapılamaz şeklinde olduğu, SGK’nın hasta mağduriyeti oluşmaması için mevcut durumun yani TROD’un da savunduğu bağlamda bu ilaçların kullanımının çok ufak bir revizyonla eski halinde devam etmesi şeklinde bir yaklaşımı olmasına rağmen, nihai sürecin anlaşılmaz bir şekilde Nisan 2021 SUT değişikliğiyle, yetkimizi sınırlandırmaya gittiği Danıştay tarafınca da saptandı. Zaten Danıştay’ın oy birliği ile aldığı gerekçeli karar da SGK’nın bu çelişkisini ve reçetelendirme yetkimizi kısıtlamak için bilimsel hiçbir kanıt olmadığını da net bir şekilde vurgulamış oldu.
Bu arada TTOD ve tıbbi onkoloji YK üyesi bir meslektaşımızın bireysel müdahil olma dilekçelerinde radyasyon onkolojisi branşımızı doğrudan hedef alan bir dil ve üslup kullanılmasına rağmen, savunmamızda tıbbi onkologları incitecek bir yaklaşım içine asla girilmedi, bilimsel etik ilkelere uygun bir adap ve üslup tarzına azami özen gösterildi. Danıştay kararı da, SGK’nın da baştan beri istediği şekilde reçetelendirme yetkimizin devamı şeklinde gelişti. Sonrasında sosyal medyada, radyasyon onkologları ve tıbbi onkologlar arasında ne yazık ki tatsız yazışmalar yaşandı. Ancak, şunu ifade etmek isteriz ki, TROD Başkanı ve yönetim kurulu üyeleri ve radyasyon onkolojisi camiasında ağırlığı olan hocalarımızdan hiçbiri, sosyal medya kanallarında bu konu üzerinde herhangi bir polemiğe girmemiştir. TROD yönetimi dernek üyelerine bu tür paylaşımlara girmemeleri, sakin olmaları ve konunun TROD yönetimi tarafından izlendiği mesajını derhal iletmiştir. İki güzide camianın arasındaki ilişkileri zedeleyecek böyle bir kriz anında, dernek yönetimlerinin sağduyulu olması, üyelerini sükunete davet etmesi ve yıpranan ilişkileri onarmak için harekete geçmesi temel amacımızdı.
Öte yandan Danıştay kararı ile ilgili olarak ulusal ve uluslararası alanda önemli görevler üstlenmiş ve etik ilkeler konusunda tecrübeli olduğunu düşündüğümüz Prof. Dr. Taner Demirer, 5 Şubat 2022 Cumartesi günü bir ulusal kanalda (Global TV) hepimizin malumu o talihsiz ve rencide edici açıklamaları yapmak yerine, bu karara katılmadığını belirtse, yetkinin sınırlandırılmasının doğru olacağının kişisel görüşü olduğunu söylese, tamamen eleştiri sınırlarında kaldığı düşünülecekti. Ancak beyanındaki “Bu ilaçların radyasyon onkologları tarafından kullanılması doğru değil. Çünkü radyasyon onkologları bu ilaçları ne zaman, nerede, niçin, hangi endikasyon için kullanılacağını bilmiyorlar. Bu konuda bir eğitimleri de yok. Maalesef ülkemizde radyasyon onkolojisi eğitiminde iç hastalıkları eğitimi de yer almıyor… Bu ilaçların kesinlikle radyasyon onkologları tarafından kullanılmaması lazım” ifadeleri, mesleki etik ve eleştiri sınırlarının çok ötesine geçti, branşımıza yönelik bir saldırı niteliğindeydi; toplum önündeki açıklaması, gerçek dışı algılar oluşturduğu için mesleki etik ilkelerimiz açısından da sıkıntılıydı. Prof. Dr. Taner Demirer, uzmanlığımızı hedefe koyduğu bu yaklaşımını, topluma açık sosyal medya platformu twitter üzerinde de sürdürdü. TROD olarak öncelikli beklentimiz, bizlerden aynı mecralarda özür dilemesiydi. Kendisinin özrü, 08.02.2022 Salı gününe kadar beklendi, ancak kendisi bu konuda hiçbir girişimde bulunmayınca, bu konuda tüzük hükümlerimiz doğrultusunda, Ankara Tabip Odasına şikayet edildi. Bizler hiçbir branşı incitmemeye özen gösterirken, hekimliğin en önemli ilkesi empatiyle bakıldığında, uzmanlığımıza olan güvenin zedelenmesine ve toplum önünde yetersiz gösterilmeye dönük ifadelere kayıtsız kalmamızın mümkün olmadığının görüleceğini düşünüyoruz. TROD Başkanımız 4 Şubat 2022 Dünya Kanser Günü dolayısıyla katılmış olduğu iki canlı yayında (KRT TV ve Habertürk TV) Danıştay kararı ile ilgili hiçbir beyanda bulunmadı; ayrıca, Habertürk TV’deki yayında bir soru üzerine, toplum için kanser konusunda başvurabilecekleri doğru ve bilimsel veri kaynağı olarak, kendi derneğimizle birlikte Tıbbi Onkoloji Derneğini de multidisipliner bakış açısına vurgu yaparak belirtti. Dahası bir başka YK üyemiz, o talihsiz banttan yayınlanan beyanları izledikten sonra çıktığı canlı Global TV yayınında, camialarımız arasında gereksiz bir polemik oluşmaması için bu konuya hiç değinmedi.
Bu gerginliği onarma yolları aramamız gereken bir ortamda, TTOD yönetiminin almış olduğu son kararla TROD ile yapılan tüm ortak etkinliklerden (Ulusal Kanser Kongresi, Baş Boyun Kanserleri Kongresi, Türk Onkoloji Grubu Çalıştayı, Disiplinlerarası Üroonkoloji Toplantısı) çekilme kararı son derece üzücüdür. Kanser tanı ve tedavisinin bir ekip çalışması olması nedeniyle, bu ekipten bir unsurun ayrılmasının nasıl bir fayda getirebileceğini anlamakta gerçekten büyük bir güçlük yaşıyoruz. 1993 yılında onkoloji alanındaki ilk uzmanlık derneklerinden biri olarak kurulan TROD, halen radyasyon onkolojisi uzmanlık alanımızdaki tek uzmanlık derneği olarak devam etmekte, yalnız TTOD değil, ülkemizde onkoloji alanında çalışan diğer tüm derneklerle çok köklü ve saygın ilişkilerini devam ettirmektedir. TTOD, ortak etkinliklerimizden çekilmiş olsa da bu kongre ve toplantıların diğer paydaşlarımızla kesintiye uğramadan devam ettiğinin bilinmesi önemlidir. Bu bağlamda, birlikte çalıştığımız ve bir bütünün paydaşları olduğumuz gerçeğiyle hareket ederek, birlikteliğimizin zedelenmesine yol açan olaylar bütününde, camialar arasında gerginliğin azaltılması ve birlikte olunmasının tekrar tesisi için bu bilgilendirmeyi yapmayı bir görev biliyoruz.
Saygılarımızla,
Türk Radyasyon Onkolojisi Yönetim Kurulu